Zamanın derinliklerinde bir zamanda bir krallık varmış. Burası sis'in yeryüzünü tamamen kapladığı çok alçakta bir yermiş ve hiç kimse hiçbir zaman gerçek güneş ışığını görmemiş.Toprağın yüzeyi ise tamamen kalın , yoğun ve yapışkan çamurla kaplıymış. Bu karanlık ve çamurun içinde, kendilerini kuş olarak adlandıran fakat hiçbir zaman uçamayan ve bunun ne olduğunu dahi bilmeyen zavallı ve inanılmaz çamurlu varlıklar sürünmekteymiş. Hiçbiri kim olduklarını ve nereden geldiklerini bilmiyormuş. Onlar da zaten bu konu üzerinde fazlaca düşünmemişler, çoktandır bu yaşama alışmışlar ve başka şekilde bir yaşamı hayal edemiyorlarmış.
Kuşlar kendi kanunlarını belirlemişler , büyük sürülere ayrılmışlar bütün çamuru ve krallığın alanını paylaşmışlar. Bu çamur temel hazineleri imiş ve her biri tüm yaşamı süresince kendisi için bu çamurdan daha da fazlasını elde etmeye çalışırmış. Bu çamur yüzünden kuşlar ve onların sürüleri karşıtlarını ve rakiplerini sürekli acımasızca gagalarlarmış.
Çamur miktarı her kuşun toplumdaki yerini belirlermiş; kendisine devasa çamur yığınları toplayabilen çok azı ise diğerleri arasında özel saygı ile anılırmış ve küçük çamur yığınlarına sahip olan daha başarısız kardeşlerine kibirle bakarlarmış.
Her sürü kendi öncüsünü seçmiş . O,sürünün tüm işlerini yönetir,kendine yardımcılar bulur ve kendisine verilen iktidarı onların arasında paylaştırırmış. Bu öncüler, öncünün- sürünün başında uçmak ve sürü için daha iyi yaşama giden ve ışığa götüren yolu seçmek olan ,gerçek anlamını bilmedikleri için ,etraflarında pohpohçuları ile ,bildikleri gibi yaşarlarmış. Kuşlar arasında bilgeler de varmış. Onlar sürünün kanunlarını yorumlar, çamur içindeki yaşamın felsefi problemleri üzerine kafa yorarlar ve sürüler ve kuşlar arasında çamurun dağılımı ve depolanması aşamalarını incelerlermiş. Bunlar çok akıllı kuşlarmış, sürülerde büyük saygı ile kullanılan büyük öğretiler oluşturmuşlar.
Bu yaşam, kuşlarda aşamalı olarak kıskançlık ve açgözlülük ve hemcinsleri arasında yükselme hırsı doğurmuş. Onlar yavrularını da bu ruh içerisinde yetiştirmeye başlamışlar. Daha küçükken onları sürü içerisinde bir yer edinmeye hazırlamaya başlıyorlarmış. Çocuklar da sırasıyla bu varolma biçimine dalarlarmış ,ebeveynlerinin alışkanlıklarını, adetlerini ve yanlışlıklarını benimserlermiş. Ve zaman geçtikçe, çocukluğun sevincini ve hayallerini unutarak, onlar ciddi ,sıkıcı ve bezgin olurlarmış.
Kendi topraklarında kuşlar onun şartlarına uyum göstererek yaşarlarmış. Onların huzurunu bozan bir durum hariç, her şey iyiymiş. Aralarında, çok eski zamanlarda Dünyada aniden beliren sıra dışı,uçabilen gerçek öncünün - Beyaz Kuş'un efsanesi dolaşırmış. Diğerlerinde olduğu gibi kanatları çamurlu değilmiş, görülmemiş beyazlıkla parlar,duyulmamış şeyler anlatırmış.
Muazzam bir Güneş-Kuş'un tüm kuşları çamurda sürünmeleri için varolmadıklarını,temiz ve bulutsuz gökyüzünde uçabilmeleri için yaratılmış olduklarını anlatırmış.Orada-göklerde yoğun sisin ardında onları muhteşem ,ateşten Ebeveyn Güneşin ,muhteşem masalsı hayatı beklemekte olduğunu ve tamamen farklı kanunlarla yaşadığını anlatırmış.
O uzak kadim zamanlardan farklı kuş sürüleri kalmış, bunların dış görünüşleri Yüce Öncü'nün beyaz rengini temsil eden – beyazmış. Onlar da herkes gibi yaşar ve uçamıyorlarmış,fakat her yerde o kadim efsaneyi anlatırlarmış ve her gün ona tören düzenleyerek ,Kuş-Güneşe taparlarmış. Bu sürülerin de herkesin saydığı ve itaat ettiği öncüleri varmış.
Bazı kuşlar efsaneye inanır Yüce Öncüsünü beklermiş,diğerleri eskisi gibi yaşamaya devam ederlermiş ve daha iyi bir dünya masallarına inanmazlarmış. Hepsi tanıdık şekilde yaşamaya devam ederlermiş.
Bir gün sürülerin birinde nasıl olduğu bilinmez, bir kuş daha dünyaya gelmiş. Tüm diğer yavrular gibi o da sürüdeki yaşamda varolabilmeyi öğrenmeye başlamış ve yavaş yavaş kendisini çevreleyen yaşamı keşfetmeye başlamış. Bu da aşağıda anlatılacaklara kadar devam etmiş.
Sıradan bir sisli günde, sisi delip geçen bir parlak ışık bu kuşu kalbinden vurmuş, onu tarifsiz bir sıcaklık ve aşkla doldurmuş. Ve O hatırlamış…Hatırlamış ki efsanenin anlattığı O en muhteşem kuş …ta kendisiymiş.
O ışık kendisinin buraya,karanlıklar ülkesine kardeşlerine uçmayı öğretmek ve onları buradan çıkarması için Yüce Ebeveyn Güneşten gelmiş.
Ebeveynin iradesi Yüce-Kuşun kalbini canlandırmış ve parlak bir ışıkla aydınlatmış. Ve O, zaman içerisinden yeniden hayat bulmuş kadim bir efsane gibi ruh kardeşlerine dönmüş ve yeniden eski zamanlardaki gibi Ebeveyn-Güneşi ve bir başka dünyayı,aşkın ve ışığın dünyasını ,kuşların sonsuz mavi gökyüzünde özgürce güneşte nasıl süzüldüklerini anlatmış.
Bu kuş,sürüden sürüye,kuştan kuşa usanmadan, kanatlarını açmaları için çağrı yapıyor,kendisinin ardından Kuş-Güneşin beklediği Işık ülkesine uçmalarını istiyormuş.
Bu esnada kendisi daha da beyaz oluyormuş,en sonunda diğer kuşlardan daha farklı,göz kamaştıran beyaz kuş olmuş. Bu Muhteşem Kuş ne kadar çok konuşursa ışığından ve ender beyazlığından gözleri kamaşan onu dinleyen diğer kuşlarda ,hiddet uyandırıyormuş.
Hepsi onu kırmaya başlamışlar,hemen cezalandırılmasını istiyor ve ona çamur atıp çamurla bulamaya çalışıyorlarmış. Her taraftan kendisine gelen çamura rağmen ,nasıl olduğu bilinmez, kendisine gelen çamurlar Muhteşem Kuşun kanatlarına hiç dokunmuyormuş, bunların bağrışlarına ise kendisi hiç aldırmıyor,aralarında başı dik yürümeye devam ediyormuş. Muhteşem Kuşun yaydığı ışık daha da güçlü oluyor ve çevreleyen dünyayı aydınlatarak birçoğunun o dünyayı tüm şekilsizliği ile görmelerini sağlıyormuş. Bazı kuşlar Öncülerine yaklaşmaya ve onun gökyüzü hikayelerini dinlemeye başlamışlar. Heyecandan durmak üzere olan kalpleri ve yarı açık gözleriyle düşmanlık ve kıskançlığın olmadığı ,iyiliğin ve aşkın dünyasını dinlerlermiş.
Bu esnada tepki çığlıkları daha ve daha da güçlü olmaktaymış. Bu çığlıkların arasında, Güneş-Kuşa daha önce saygı duyanların tepkilerini de duymak mümkünmüş. Şimdi-gerçek Beyaz Kuş belirdiğinde ,kendi kanatlarının da diğerlerininkiler gibi çamurlu olduğunu ve uçamadıklarını görmüşler.
Öncü, etrafını çevreleyen sürüde bulunan mütevazi ve hayalperest kuşlara sonsuzluktaki Yüce uçuşu ve hiçbir zaman bitmeyecek muhteşem süzülüşü anlatırmış.Ancak bu kuşlar bile O'nun çağrısına uyabilecek güçte değillermiş ve sadece O'na daha da sıkı sarılıyorlarmış. Muhteşem Öncü onlara kederle bakıyor ve kardeşlerinin güvensizliklerinden dolayı kalbi acı ile doluyormuş. Belli bir zaman sonra bunlar diğer kuşlara Yüce Öncünün dönüşünü ve herkesi bekleyen Yeni Hayata doğru uçulabileceğini anlatmaya başlamışlar. Kardeşlerine yeni hayatı öğreterek kendi gözlerinde daha da önemli oluyorlarmış ve en önemlisini fark edemiyorlarmış: kendileri hiç değişmemiş ve uçmayı dahi öğrenememişler. Yüce Kuş için ne büyük kedermiş bu! Uzun muhteşem başını eğerek hiç kimseye bakmadan uzun süre durmuş. Onu çevreleyen kuşlar,Öncülerinin sustuğunu fark etmemişler bile ve her yöne yüce olayı ve yepyeni bir sürünün oluştuğunu bağırmaya devam ediyorlarmış ve bunu yaparken diğerleri görsün diye Öncüye en yakın yeri kapmaya çalışıyorlarmış. En sonunda Öncü kafasını kaldırmış, herkese dikkatle bakmış ve yine konuşmuş :
“Ben uçuyorum. Benden uçmanız için yapmanız gerekenleri uzun zamandır dinliyorsunuz.Fakat bana inanmadınız ve bu yüzden hala burada- yerde ve çamurdasınız. Yeni bir hayata- gökyüzünde süzülen kuşların hayatına başlayabilmek için konuşmamalı sadece kabullenmeli ve uçmalısınız. Semalara yükseldiğinizde size konuştuklarımın gerçekliğini görecek,hissedeceksiniz. Şu anki gibi değil- başkası olacaksınız. Bu yüzden ben sizi bu karanlık anlamsızlık içinde bırakıyor ve sizi orada –yukarıda,henüz hiç görmediğiniz gökyüzünde sizi bekleyeceğim.Arkamdan gelip gelmediğinize bakmadan Mutlak'ın Yüce Yolunda daha ileri ve daha da ileri uçacağım. Çünkü ben Öncüyüm ve benim görevim sürü için yolu seçerek sadece ileriye bakmak… ve benim saatim geldi.”
Öncü bunu söyleyerek susmuş. Mucizeyi gören ve sersemleyen diğer kuşlar da susmuşlar. İşte o zaman Öncü güzel ve güçlü kanatlarını açmış,göğsünü nefesle doldurmuş ve uçmuş. Yorulmadan kanat çırparak uzun süre karanlıkta uçmuş. En sonunda karanlık dağılmaya başlamış ve O ,kendini kocaman Güneşin ışığı ile parlayan sonsuz temiz gökyüzünde bulmuş. Kalbini muazzam bir mutluluk kaplamış ve sevinç çığlıkları ile uzaklarda,karanlık sisin altında kalan kardeşlerini göklere çağırmaya başlamış.
Aşağıda kalan kuşlar olaylara inanmaktan aciz ve güçsüz ,öncülerinin kaybolduğu yöne yukarıya-ışık geçirmeyen karanlığa doru uzun süre suskun bakakalmışlar. Sonra aralarında alçak sesle konuşmaya başlamışlar.Onlara göre sadece Yüce Beyaz Kuş uçabilirmiş çünkü sadece onun diğer kuşlar gibi tüyleri çamurdan yapışmamış, tertemizmiş. Diğerleri kendilerini öylece ,ona gösterdikleri adanmışlığa rağmen ortada bıraktığı için Öncüyü yargılamaya başlamışlar. Üçüncülerin o kadar kafası karışmış ki ovada aşağı yukarı amaçsızca koşuşturup duruyorlarmış. Aşağıda kalan kuşlar arasında öncünün yanına diğerlerinden daha geç gelen çok çamurlu bir kuş varmış. Öncünün görünüşü ve sözlerinin etkisi kalbinin derinliklerine kadar inmiş. O kuş her zaman Öncünün masalsı dünya hakkındaki hikayelerini ilgi ile dinlerken kalbi heyecandan duracak gibi olur,sonsuz gökyüzündeki harikulade uçuşları hayal edermiş. O kuş o kadar çamurluymuş ki kendisinin uçabileceğini düşünemiyormuş bile. Şimdi ,Öncüsünü yitirince ,onunla beraber hayatından mutluluğun da gittiğini hissetmiş. Kenarda hüzün içinde ve her şeye kayıtsız durmuş.
Herkesdeki keder ve şaşkınlık dayanılabilir sınırları aştığında ,yukarıdan-çöken alacakaranlığın üzerinden ,Öncünün çağrısı duyulmuş. Tüm kuşlar ürpermiş ve nefeslerini tutarak kafalarını kaldırmışlar. Yalnız Öncü,gökyüzünde döne döne uçarak daha da yükseklere ,Güneşe doğru daha da yükseklere uçuyor ve aşağıdakileri onu izlemeleri için çağırıyormuş . Ümitle gri sise bakıyormuş fakat oradan başka gelen olmamış. Yüce Kuş'un kalbi, kaybolmuş kardeşlerine duyduğu aşktan ağlıyormuş, kanatları ise onu daha da uzağa götürmeye devam ediyormuş.
Uzaklaşan Öncünün çağrı çığlıklarını dinleyen diğer kuşlar yerlerinde durup yukarıya bakıyorlarmış. Birden , en çamurlu olan kuş, ayrılığın acısını ve sonsuz yakın hissettiği Öncüsünün sesindeki acıya daha fazla dayanamamış. Her şeyi unutarak koşmuş, gözünü kapatmış ve sahip olduğu tüm gücüyle yukarıya doğru – seven kalbinin kendisini çektiği yere doğru atlamış . Ve…mucize olmuş! Kuş yere düşmemiş.Kanatlarındaki yapışmış çamura rağmen kanatları açılmış ve istediği hedefe doğru götürmeye başlamış. Karanlık kuşağı bitince,ilk kez devasa gökyüzünü gören şaşkın kuşun gözleri önünde göz kamaştırıcı ve muhteşem bir dünya belirmiş. Ve bu sonsuz mavi gökyüzünde ,Güneşin ışıklarında yıkanan Karbeyazı Öncüsü daireler çizerek daha da yukarıya yükseliyormuş. Sevinçle kanat çırparak ve içini dolduran coşkudan çığlıklar atarak Öncüye yönelmiş ve O'na yetişmiş. Öncü hafifçe kafasını çevirmiş ve onu takip eden kuşun dikkatle kanat çırpışını görünce sadece gözlerinin içi gülümsemiş.
Bu esnada yerde inanılmaz şeyler olmaya başlamış. Kalplerindeki muazzam çağrıya kapılarak, aşağıda kalan sürüdeki kuşlar birbiri ardına koşuyor ve karanlık gökyüzünde kaybolarak semalara doğru uçuyorlarmış. Uçarak Öncülerine ve diğer kardeşlerine yetiştiklerinde ,sevinç çığlıkları duyuluyormuş. Uçan kuşlar diğer kuşların dikkatini çekiyormuş ve bunlar her yerden gelip o sürüye katılıyorlarmış. Sürü çok çabuk büyümüş, uçmak isteyenler geliyor,geliyormuş. Sonsuz gökyüzünde uçan sürü Karbeyaz Kuş'u takip ederek daha ve daha da yükseklere uçuyormuş. Kuşlar ne kadar uzun süre uçuyorlarsa o kadar beyaz ve temiz olan kanatları daha da güçleniyormuş. Yüce Güneşin ışınlarından ısıtılarak onlar sonsuz gökyüzünde süzülüyor,sevinç ve aşkla doluyorlarmış. Karanlığın içinden kurtulan yeni kuşlar kardeşlerine yetişiyorlarmış. Ve sonu yokmuş …. takipçilerini sadece kendisinin bildiği yolda götüren Yüce Öncü,önüne -zaman ve alanın ötesine dikkatle bakıyormuş. Artık bu yüce uçuşu durduracak hiçbir gücün olmadığını biliyormuş. O,ebeveyin Güneş'in iradesini yerine getirmiş ve onun çocukları şimdi arkasında uçuyorlarmış.Kuşlar Yeni Hayata adım atıyorlarmış.
Bulgarca'dan çeviren : Zehra Usanmaz