NELERİ KURBAN EDELİM?

 

 

Bilimadamları bir deney yapmışlar. Bir kafese 5 maymun koymuşlar. Ortaya bir merdiven ve tepeye de büyük bir salkım muz. Her bir maymun merdiveni çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine tazyikli soğuk su sıkarlar...

 

Her maymun aynı denemeye giriştiğinde tazyiklili soğuk su ile  ıslatılır. Bütün maymunlar denemelerinin sonunda sırılsıklam olurlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır. Bir süre sonra su kapatılır ve maymunlardan biri çıkarılarak yerine yeni bir maymun konur. Yeni maymunun yaptığı ilk işi merdivenlere tırmanmak olur, fakat diğer eski 4 maymun yeni maymunu engeller ve döverler.

 

Daha sonra ıslanmış eski maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir. Yeni maymun merdivene yaptığı ilk atakta dayağı dayer. Bu yeni maymunu en şiddetli ve istekli döven kafese ilk konan yeni maymundur. Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. En yeni maymun ilk atağındadiğerleri tarafından cezalandırılır. Kalan iki ıslak maymun hariç diğerlerinin en yeni maymunu neden dövdükleri konusunda bilgileri yoktur, fakat döverler. Son olarak 4. ve 5. ıslak maymun da yenileri ile değiştirilir.

 

Artık tepede bir salkım muz olduğu halde artık hiçbir maymun merdivene yaklaşamamaktadır.

 

Neden mi?

Çünkü Muza giden dayak yer. Üstelik neden dayak yediğini diğerleri de neden dövdüğünü bilmemektedir.

 

Neden mi?

Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmektedir...

 

 Bizler; öyle kurallar, öyle ilkeler koyar ve kabul ederiz ki sonuçlar sebebleri unutturur ve kaderimiz olur. Bunlar genellikle biri söylediği için inandığımız  ve asla üzerinde düşünme ve araştırma zahmetinde bulunmadığımız şeylerdir.    

 

Yöresel adetler, gelenekler, töreler, dinler, felsefeler, efsaneler, hepsi dogmatik inanç biçimleri olarak bizi yönetiyor. Kan davaları, kurban törenleri, dinsel ritüeller ..... vs  ve daha bir çok şey.

 

Bir deli Kuyuya bir taş atıyor kırk akıllı çıkarmaya çalışıyoruz. Biri yalan söylüyor, sonra kendi yalanına kendiside inanıyor. Biz aklı hep cebimizde saklıyoruz. Düşünmek ve araştırmak ve daha iyisini ortaya çıkarmak yerine, bir başkasının düşündüğüne, hazırladığına ve ortaya çıkardığına peşin kabul veriyor ve üzerine atlıyoruz.

 

Muşambaya yedi kez sarılarak evin en ulaşılmaz köşelerinde saklanan kutsal kitapların içindeki okumak yerine, babadan dededen duyulanlarla yetinilen ve yorumlanan kabullerle, düşünce biçimini  ve bilginin felsefesini anlamadan sadece ritüellerine takılıp kalınan uygulamalara sahip oluyoruz.  

 

İbrahim peygamberin öyküsünü iyice bilmeden, hangi anlamda çocuğunu kurban edeceği sözünü verdiğini, kurban kelimesinin asıl anlamının feda etmek anlamında, ağırlıklıklardan nefsin isteklerinden kurtulmak olduğunu, kan akıtılarak ve can alınarak kurban etme geleneğinin kurandan, tevrattan çok önce var olduğunu ve bir yahudi geleneği olarak ilk doğan erkek çocuklarının putlara daha sonra yahudi tanrılarından birine adamak için kurgulandığını, bugün nedenini bilmeden uyguladığımız erkek çocuklarının sünnet edilmesi geleneğinin bile, kurban etme geleneğinin devamı olduğunu, bereket ve bolluğun oluşması ve soyun devam etmesi için cinsel organların kesilerek kan akıtıldığını bilmiyoruz.

 

Eğer birisi bu gerçekleri dile getirmeye, çarpıklıkları göstermeye ve düzeltmeye çalışırsa el birliği ile saldırarak vaz geçirmeye, ısrar ederse yok etmeye çalışıyoruz.  Bizler beş maymundan daha kalabalığız.

 

Önümüzdeki günlerde cennete gitmek ve günahlarından kurtulmak isteyeceklerin,  hayvan yeme isteklerini kutsallaştıracakları beş maymun hikayesini izleyeceğiz.

 

Hayvanları boğazlamak yerine KURBAN etmeyi gerçek anlamında başarabilsek Bu bayramda KURBAN ETSEK gerçekten;

Neleri mi?

Hırsımızı, tutkularımızı,egomuzu, olumsuz düşünce ve duygularımızı, mutsuzluğumuzu, tembelliğinizi, ertelediklerinizi, kibrinizi, nefretinizi, kininizi, kıskançlığınızı nefsinizi , sizi ve çevrenizi mutsuz eden tüm ağırlıklarınızı, yaşama sevincinizi engelleyen ne varsa hepsini.....

 

     Bir Hikaye

     Kurban bayramı nız kutlu olsun (mu?)

Cocuk, evlerinin bahcesindeki agaca baglanan "kuzu"yu (koyun ile kuzu, koc ile koyun arasindajki farki bilmezdi) her aksam, her sabah ve her oglen severdi..

"Kuzu"sunun basini oksar, ona elleriyle ot yedirir, tastan su icirirdi..

Arkadaslarina, "Bak bu bizim "kuzu"muz, benim "kuzu"m" diye gosterir, sevdiklerine kuzusunu sevdirirdi..

Sonra...

Sonra "o sabah" geldi.. Cocuk, dedesinin bir elinde kova, bir elinde kocaman bir bicak gordu.. Omuzuna da kalin bir halat atmisti..

Kuzu bir kez daha meledi..

Bogazindan kanlar fiskirirken bacaklari titredi.. Cirpinmaya calisti.. Ama iple baglanmis bacaklari sadece titredi.. titredi.. titredi..

Kuzunun meleyen bogazindan bu kez hiriltilar cikti..

Hiriltilar.. Hiriltilar.. Hiriltilar...

Bu arada dede, "Allahu ekber allahu ekber, la ilahe illallah, allahu ekber, allahu ekber" diyordu.. Dedenin yuzunde bir mutluluk ifadesi vardi, can vermekte olan kuzuya bakarken..

Dede, vahsi bir sekilde can vermis kuzuyu bahcedekii agaca ayaklarindan tepe ustu asti..

Dede, bicagiyla kuzunun derisini yuzdu..

O guzel kuzu, sadece et olmustu..

Dede, kuzuyu parcaladi..

Oglen mutfakta kavurma pisti..

Cocuk kavurmayi yiyemedi, yemedi..

Annesi, babasi, dedesi, ninesi "Yesene, kurban eti.. Sevap.." dediler..

Cocugun midesi bulandi.. Gozunun onune kuzusu geldi..

Cocuk buyunce cok da parasi olsa bir kez bile "kurban" alip kesmedi..

Yorum Yaz