Anasayfa / Ev-Dekorasyon / TANRI VE REANKARNASYON ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

TANRI VE REANKARNASYON ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Sonsuz olan bir oyun yaratır ve kendini sonsuz parçaya bölerek oyunun içine girer. Oyunun amacı 'sonluluğu' deneyimlemektir.
Sonsuz herşeyi kapsadığından ve dolayısıyla bildiğinden "herşeyi bilmemenin ne demek olduğunu" bilmiyordur.

Belki daha önce herşeyi bildiği oyunları oynamayı da denemiştir ama öylesi hiç zevkli olmaz, çünkü oyunun,bulmacanın ne olduğu belliyken olayları, durumları 'gerçekmiş' gibi yaşayıp tat alması imkansızdır.Böylece sonsuz; sonlu olmayı seçer.Ama bu durum görünüşte geçicidir.Oyun, sonlu gözükenin kendi sonsuzluğunu keşfetmesi/farketmesi oyunudur. 
 

Sonsuz, oyuna kendisini bilerek, sonsuz olduğunu bilerek başladığında oyunun hiçbir anlamı,tadı, zevki kalmamaktadır. "Sonsuz, yani 'kusursuz dengede olan' nasıl olur da dengeyi bozup ,birşey isteyip, bir oyuna ihtiyaç duyup'' bir oyun başlatabilir, ya da neden başlatır? konusunda ayrıca tartışmak gereken bazı noktalar var, şimdi ona girersem konu iyice çapraşıklaşacak onun için şu anda buna girmiyorum. Esas bu nokta gerçekten de olayın en zor kısmı. Bunu daha sonra ele alacağım, ama buna doyurucu bir cevap vermek çok da kolay değil, sadece birkaç düşünce ileri sürülebilir ki, zaten burada söylediklerim de sonuçta birer düşünceden fazlası değildir. Sadece 'herşey'i açıklamak üzere en bütünlüklü kurguyu kurma girişimi'dir bu basitçe.

Çünkü sonsuz olduğunu bilen, bu sonsuzluğun keşfi oyununu,bulmacasını başka türlü çözememektedir. Kendisini bilerek başlarsa çözüm ortada olur çünkü. Kendi sonsuzluğunu açıkça gören bu oyunu nasıl oynasın?  Bulmacayı farklı çözme ihtimali yok, hata yapma olasılığı yok; çünkü çözüm ortada olur o zaman. Bu yüzden çözümü bildiğiniz bir soruyu, bulmacayı farklı çözme şansınız,olasılığınız, hakkınız yoktur.Böylece, bir miktar da olsa kendisini, kendi sonsuzluğunu bilmeden bu oyuna başlaması gerektiği açıktır.

Peki ne kadar bilmemelidir? Yarı yarıya mı?Kendisini ne kadar az bilerek başlarsa oyun o kadar zevkli, anlamlı olacaktır.Ve kendisini ne oranda çok hatırlayarak başlarsa, o oranda oyundaki sonlu görünümlerinin özgürlüklerini (aslında bulmacayı farklı değerlendirme, hata yapma özgürlüklerini) ellerinden aldığının da farkındadır.

Aslında komik bir çelişki ki, oyundaki, bulmacadakilerin tek özgürlüğü aslında hata yapma, yanlış anlama özgürlükleridir. Çünkü ne derece oyunu yanlış anlayarak oyuna başlarlarsa oyun o derece zevkli olmaktadır.

İşte bu sebeple sonsuz oyuna hiçbir şey bilmeden, sıfırdan başlamayı seçer.
Kendisini sonsuza bölüp, sonlu olarak (esasen sonlu görünümünde demek daha doğru) ve sıfır bilinçle (hiçbirşey bilmeden) oyunun içine girer. Esasen bir oyun yaratmanın ve onun içine girmenin tek yolu da budur: "varlığa bürünmek yani sonluya dönüşmek" (ama dediğim gibi bu sonluluk sadece görünüştedir yani oyunda)

İşte ancak bundan sonradır ki; reenkarnasyon, varlık seviyeleri ve karma anlam taşır. Yani bu kavramlar az önce anlattıklarımdan daha sonra gelen (ikincil) kavramlardır.
Sonsuz bulmacayı ışıktan yaratmaya karar verir.
Tüm madde/enerjiyi ışıktan yaratır. Ve bir bütünlük olduğu için, parçaları kendisine denktir ve tüm varolanı, olmayanı hem içten hem de dıştan kuşatır durumdadır. Böylece en küçük parçada da (foton), en büyük parçada da (evren-makrokozmos) bütünüyle vardır.
Bu sayede oyunun bir gün (bu süreç gene de bir sonsuzluk içerir) biteceğine emindir, bu yüzden kendi görünümlerine sınırsız özgürlük vermekten kaçınmaz (ki bu aslında sınırsız hata yapma,yanlış anlama özgürlüğüdür sadece).

Oyunun yeterince detaylı, kapsamlı ve zevkli olması için bir varlık seviyeleri sistemi düzenler. Aslında bu sistem ışığın 7 kısımlı doğasında vardır.  Yani bu 7 katlı kuantumsal yapı hem varlık/biçim/form seviyelerinde, hem bilinç seviyelerinde, hem maddenin yapısında, hem de enerjinin yapısında vardır (bilim şimdilik enerji paketlerinin kuantumsal yapısını keşfetmiş durumda).

Aslında varolmak, sonsuzdan, birlikten sapmak demektir.Varoluşun tümü bir sapmadır. Bu varolma sapmasını oyunu yaratmak için kullanır sonsuz. Özgür irade de bir sapmadır.Özgür irade bir yanlış anlamadır. Kusursuz dengede olan sapma taşımaz.Bunların hepsi 'oyun için' düzenlenmiş ve 'sadece oyun içinde var ve anlamlı olan' şeylerdir.

Sonsuz kendi iradesini sonsuz parçaya bölüp 'sonlu olarak' oyunun içine girer.
Yani oyunun içindeki de gene kendisidir.

Sonsuz oyundaki özgürlüğü, anlamı, tadı koruyabilmek için oyuna asla müdahale etmemesi gerektiğini bilmektedir.Böylece foton, atom vs'den başlayan bir varlık dizisi içerisinde cansız, bilinçsiz dediklerimizi, bitkileri ve hayvanları deneyimler. Sonra da insanları.

Sonsuz, sonlu olarak hangi varlık formunun içerisine girerse o formun bilinç ve eylem imkanları ile sınırlanmaktadır.  Yani bitki iken bitki kadar anlayabilir, eylem de bulunabilir, hayvan iken ancak hayvan kadar. (Bu formlar ve onların bilinç, eylem imkanları oyun başlamadan önce sonsuz tarafından belirlenmiştir.)

Öldükten sonra da varlık bedensiz kalmaz. Sadece aktif beden değişir. Yani o zaman da o formun imkanları ile sınırlıdır. Yani ölünce bulmacayı çözmüş olmaz. Ama öteki taraftan (öldükten sonraki gittiği yerden) bakarken oyunu bilmektedir ve neden bu tarafa geldiğini de bilmektedir

Tüm bu sistemin, oyunun işlemesi için en uygun yapı olarak da reenkarnasyon sistemi uygun görülmüş. Foton,atom, bitki, hayvan, insan ve ötesi için, en küçükten en büyüğe kadar tüm formları birleştiren ve hiçbirine haksızlık, dengesizlik yapmayan tek yapı bu.  Sonsuz kusursuz dengede olduğu için oyun da dengededir. Oyunun elemanlarından biri olan bir taş'ın haksız bir belirlemeyle 'baştan' taş olarak yaratılması, sizin ise oyunun diğer bir elemanı olarak kafadan insan olarak yaratılmış olmanız; oyunu düzeltilmesi imkansız derecede dengesizleştirmiş, adaletsizleştirmiş olurdu.

Şimdi; varlıklar sıfırdan başlar ve kendilerini ayrı,  ayrık varlıklar olarak görürler. Öyle zannederler.Kendilerinin farkına varmaya başladıkları andan itibaren varlık kendisini beden olarak algılamaya başlar.

İnsan için örneğin; ruh (ya da daha doğru deyimle akıl,beden, ruh bileşimi demek gerek, çünkü ruh bedensizken de farklı bir düzeyde bir bedene, forma ve akla, bilince sahiptir) bir erkek ve dişinin birleşmesiyle genetik olarak sağlanan bedenin içine doğum öncesi girer (içinde midir sorusu biraz karışık, içinde veya değil ama bir şekilde bağlantı kurar)

Ruh bedene bağlanınca artık o bağlandığı formun bilinç ve eylem olanakları ile sınırlanır. Kendini, neden oraya geldiğini, geçmiş hayatlarını hatırlayamaz.
Çünkü insan formuna bu özellikler sağlanmamıştır. Örneğin hayvan formu geçmiş yaşamlarını hatırlayabilir, insanın normalde göremediği aura, enerji alanlarını görebilir. Ama 'benlik bilinci' ve soyut düşünme yeteneği pek olmadığı için oyunu çözebilecek durumda, kapasitede değildir. Bu yüzden bu formun bu tip imkanları barındırmasında sakınca görülmemiştir.

İnsan 'kendini bilme' potansiyeline sahip bir formdur. Bu yüzden bu forma da aynı özellikler, imkanlar verilseydi oyun gene bir anda anlamını yitirirdi. Bu yüzden verilmemiştir.

İşte bu noktadan sonra bebek etrafına bakar, dokunur, şunu bunu yapar.
Ve her yaptığı şey, aslında kendisine bir 'beden' olduğunu hatırlatmaktadır.
Bir beden değil (ikinci derece bir akıl, beden değil) ruh (üçüncü derece bir akıl,beden, ruh bileşimi olduğunu) olduğunu doğrudan anlamasını sağlayacak hiçbir aktivitesi yoktur.

Böylece kendisinin 'göründüğü kadar' olduğunu düşünmesi, o bebek haliyle çok normaldir.Bebek doğduğunda, baştan beyinde nöronların da hiçbir bağlantısı yoktur ve zamanla kurulur. Nöronlar arası bağlantılar kuruldukça insanın (mevcut insan formunun) bilişsel yetenekleri de gelişir.Böylece bebek kendini bir beden sanarak zaman içinde büyür. Beden sınırlı,parçalı, ayrık bir yapıdır.

Bu yüzden diğer varlıkların aslında 'bir şekilde' gene kendisi olduklarını anlayamaz (hepsinin içindeki aslında aynı sonsuzdur) Başkalarını düşünme, başkaları açısından düşünme yeteneği ilk gelişen yetenek değildir. (Çoğumuzda sonradan da pek gelişmiyor ya)Bu yüzden kendini düşünür, kollar ve bencillik yaparken aslında kendisinin 'diğer benliklerine' zarar verdiğinin de farkında değildir.

Böylece başkasına zarar verdiğinin farkında olarak ama onun gene 'kendisi' olduğunun farkında olmayarak karma yüklenir. Başkasına zarar verdiğinin farkında olmasa da karma yüklenir, çünkü bu iş otomatiktir, tıpkı fizik kanunları gibi. Siz bir taşı, ayağınızın üzerine düşüp canınızı yakacağınızı bilmeden bıraksanız da, taş düşer. Sobaya dokununca yanacağınızı bilmeseniz de soba yakar.

Karma da bunun gibidir. Yani bilmiyor olduklarınızdan da sorumlusunuz.
(Karma diye bir şeyin olduğunu, "Ne ekerse onu biçeceğini" de bilmez baştan insan, ama gene de sorumludur)

Neden böyledir?
Çünkü oyun budur, varlıklar böyle öğrenir; herşeyi bilir düzeyde bir oyun oynayamazsınız, çünkü o zaman ne hata yapma özgürlüğünüz kalır, ne de oyunun zevki, ne de oyun.

Tabii bunun başka sebepleri de var. Sonsuz kusursuz dengede olduğu için varlıkları (kendi sonlu görünümlerini) yargılayamaz, cezalandıramaz,
iyi ve kötünün bir anlamı yoktur o sonsuz birlik, bütünlük seviyesinde
(sonsuz için hangi şey iyi veya kötü olabilir, ikisi de kendindedir/değildir ve kendisi 'varlık' bile değildir ki iyi ve kötü belirebilsin. Ancak oyunun içinde ve yönlenmiş olan, sonlu olan, varlık olan için tanımlı, anlamlıdır bunlar) iyi ve kötüyü belirlemez varlıklar adına.

Onun yerine çok daha sade bir kural koyar: "Ne ekerseniz onu biçeceksiniz".
Yani, 'ben' ekip biçtiğinize iyi,kötü, doğru, yanlış demem; siz yaptığınız etkiler size geri dönünce kendiniz anlayın, karar verin iyi miymiş kötü müymüş, doğru muymuş yanlış mıymış, demiş olur böylece.

Bu yüzden tıpkı fizik kuralları gibi işleyen, ama fizik (madde/eylem) düzleme, uzaya göre yönetici konumda olan bilinç (duygu/düşünce) düzleminde, uzayında işleyen kurallar koymuştur.

Bunlar otomatik işlerler ve her durumda dengeyi kurarlar. Ben bu kuralların tümünü bilmesem de sonunda dengeyi kuracaklarını bilirim, çünkü fizik yasaları da bilinç yasaları da aslında 'aynı yasanın' farklı düzlemlerdeki izdüşümleridir. (Sonsuz, hologramik şekilde kendini tekrar ettiğinden "yukarıdaki aşağıdaki gibidir". Aşağı ve yukarı tümüyle birbirine benzemez ama aşağıya bakarak yukarıyı ve yukarıya bakarak da aşağıyı tahminleyebilirsiniz)  Burada da karma için örneğin; kasıtlı olarak zarar verenle, kasıtsız olarak zarar veren için aynı karma oluşmayabilir; kasıtsız olanda daha az ya da kasıtsız, rasgele bir şekilde vuku bulacak olan bir karma sözkonusu olabilir.

Çünkü, kasıt, niyet bilinç uzayının bir elemanıdır ve madem ki kurallar bu bilinç uzayında gerçekleşiyor, tıpkı affetmenin karmayı durdurması gibi, bunun da etkili olması sözkonusu olabilir.

Bir de şu daha aşağı forma dönmeme olayına açıklık kazandırayım. Öncelikle oyunun amacına (kendi sonsuzluğunun keşfi) götüren yol, bilinçte/formlarda ilerlemeyi gerektirir. Bilinç o formun amacını, hedefini gerçekledikçe; oyun, bir sonraki daha fazla özgürlük, daha fazla bilinç, eylem kapasitesi sağlayan forma geçişe izin verir.

Örneğin şu an 3. yoğunluk derecesinde insan formunda bulunuyoruz. Bu formun bir sonrakine geçebilmesi için keşfetmesi gereken şey 'koşulsuz sevgi'dir. Bu sevgiyi görmek ve diğer herşeyden daha önemli olduğunun farkına varmaktır amaç. "Yaşanan an sevgi taşır, bu devrenin amacı, bu sevgiyi bilinçli olarak görmek ve sapmaların farkına varmaktır".

İçinde bulunduğumuz 3. derece dünyası bir "Güç" dünyasıdır. Herkes güce sahip olmak, yönetmek, başkaları üstünde kontrole sahip olmak ister. Güce karşı güç edimlerini heryerde görebilirsiniz. Şu anki, insan formunun döneminin karakteristiği budur. Herşey sizi çatışmaya ve bölünmeye iter. Saldırı karşı atakla şiddetlenir, nefret nefretle beslenir ve böylece sönümlenemez.
İşte bu yüzden bu dünyada sevgiyi bulmak çok zordur ama ödülü de çok büyüktür (ödül bir sonraki forma geçmek, 4. dereceye).

Bunu yapabilmek için sevgiyi yücelten, nefreti sönümleyen edimlerde bulunmak, olumlu düşünmek, güç hırsına kapılmamak, gücü sadece savunma ve korunma amaçlı kullanmak, başkalarının özgürlüklerini çiğnememeye maksimum ölçüde dikkat etmek(ki bu özgürlük 'bilmek, anlamak istememe' şeklinde de olabilir. Bu durumda o kişinin 'bilmeme, anlamama özgürlüğüne' karşı gelmeyip, o kişiye o konuyu anlatmayı bırakmak uygun düşer. Tıpkı sonsuzun bize bilmeme, anlamama, hata yapma özgürlüğü vermesi gibi,biz de bu hakkı başkalarına tanıyabilmeliyiz), şiddete şiddetle karşılık vermemek gibi özellikleri kazanmak gerekir.

Diğer yandan varlık, her dereceyi bitirdiğinde zaten o dereceye ilişkin karmalarını temizleyecek bilinç, eylem seviyelerine gelmişlerdir. Yani hem karmalarının sonuçlarını deneyimlemişler hem de anlayış,bilinç kazanmışlardır. Ve bu sayede bir sonraki forma ve onun bilinç, eylem olanaklarına geçmeye hak kazanırlar.

Yani bir önceki varlık formlarına ilişkin hesap tamamdır, alacağı vereceği yoktur. (Birinin insanken hayvan olmasını sağlamadınız ki, böyle ağır ve saçma bir karma yüklenesiniz)

Yani her yeni varlık formuna ilişkin derece 'kendi içinde' değerlendirilir. Ama bu ekilenlerin biçilmeyeceği anlamına gelmiyor. Eğer siz bu düzeydeki bir varlığın yarattığı etkileri onu daha aşağı başka bir düzeye indirerek dengelemeye çalışsaydınız, işte asıl o zaman dengesiz bir durum olurdu.

Ayrıca insan formunun bilinç, eylem olanaklarını deneyimlemiş bir bilinci siz böcek veya bitki formuna getirerek 'cezalandıramazsınız'. Çünkü bilinç, bitki veya böcek formu içine girdiği anda o formun bilinç, lem olanakları ile sınırlanır
ve 'böcek veya bitki bilinci' de, daha önceki insan yaşamındaki insan formunun bilinç olanaklarına sahip olmadığından onun için hiçbir şey farketmez. Yani "Ben daha önceden insandım da, vah vah böcek oldum" diyemez bir böcek.
Çünkü insan formunun bilinç olanakları böcek formununkinden çok daha büyüktür ve küçük olan büyük olanı çevreleyip kapsayamaz. Sizin böceğin böyle diyebilmesi için, 'insan formunun bilinç olanakları'na ihtiyacı vardır ki, o da onda yoktur.

 

Bütün oyunlar 'zaten' vardır, ama herkes sadece kendisinin içinde olduğu oyunu görebilmekte ve onu olası tek oyun sanarak "neden 'böyle' yönlenmiş olduğunu" sorgulamaktadır.

Güler Kahraman

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!